::
..
::
sevgilim sevgilim
kuzey sanrısı gibidir
geceyi beşe filan böler
sonra ayılar hüzünden ölmez
sevgilim sevgilim
açlıktan ölür onlar
işte bundan ötürü
hüznü artık bir ayıya bıraktım
sevgilim sevgilim
bir ayıya
ister ormanda kullansın
ister buzdağında
hayatın kutlu olsun sevgilim
ki sana değişe değişe aktım
kimi zaman bir japon gibi uykusuz kaldım
-uykusuz kalır mı onlar bilmem aslında-
sevgilim sevgilim
bir orman gibi çoğal aramızda
şehirden bir çocuk olarak şurda burda
bir sabuntozu markasında köpürerek
çınarın tutsaklığını
ve menekşenin tutsaklığını
ve menekşenin sevincini yaşa
sevgilim sevgilim
hüzüne yer var hayatımızda
.:Posted at Monday, June 15, 2009 by intifada'da bir pinokyo:.
Permalink
...
::
..
::
kırılma noktası nedir?
olumsuzluk ifade eden iki kelime gibi gelebilir size. ama benim için olumsuzluk ifade etmiyor. hatta bu iki kelimenin içinde iyi bir şeyler bile var. hani bir tünelin içine girdiğinizde ruhunuz daralır ya. bir an önce çıkmak istersiniz. çoğu kez tünelin ne kadar uzun olduğunu bilemeyiz. hatta ya çıkış yoksa, ya hep karanlıkta kalırsak diye düşünür panik oluruz.. zaten kapalı yer korkusu yaşamak da bu demek sanırım. oysaki bence tünellerin mutlaka bir çıkışı vardır. sıkıntılı geçen bir zaman dilimi olabilir ama çıkış mutlaka vardır.
yeniden doğuş gibi. bir kadının çocuk doğurması gibi. çok acı veren bir süreçten sonra inanılmaz mutluluk.
tünelin içine giriş de zor, tünelin içinde ilerlemek de zor. en zor an ise tünelden aydınlığa çıkış oluyor. çünkü bu seferki aydınlık farklı. bu aydınlığa uyum süresini rahat geçirirseniz sorun olmaz. yoksa aydınlığa çıkmak karanlıkta yaşamaktan daha da zordur.
hala zaman zaman o karanlık tünelin içine giriyorum. tünelin ucundaki ışığa doğru ilerliyorum. işte o aydınlığa çıkış anı benim için kırılma noktası oluyor. eğer canım bir şeylere sıkılıyorsa hoşuma gidiyor çünkü yolun sonunda mutlaka bir kırılma noktası yaşayacak olmam beni sevindiriyor.
şimdi nasıl bir sıkıntı yaşıyorsun ki bu sıkıntı seni mutlu ediyor diye soracaksınız. hangi sıkıntı insanı mutlu eder?
tünele giriş nedenlerim.. Bazen yaşadığım bir ilişkinin bana yetmemesi neden olabilir. ilişki deyince bu eş, flört ya da bir dost olabilir. günlük sorunlarda genellikle tek taraf haksız olur. sorun hemen ifade edilirse ortadan kalkar. Eğer kalkarsa harika ama kalkmazsa ve devam eden süreçte de büyüyorsa o zaman iki tarafta da suç vardır diye düşünüyorum.
şöyle bir bakış açısını yakaladım; UZUN ZAMAN DEVAM EDEN BİR ANLAŞMAZLIK, HER İKİ TARAFIN DA HAKSIZ OLDUĞUNU GÖSTERİR. bu dönem çok sıkıntılıdır. bir şeylerin eskisi gibi olmadığını hissetmek gibi. eskiyi aramak ve bulamamak gibi. artık bu noktada yeni kararlar almalıyım yoksa sürekli şikayet eden biri haline gelirim. karşımdakini değiştirmek yerine kendimi değiştirip bu tünelden çıkmam gerekli. eğer ilişkinin ilk günlerdeki halini geri getirmek istiyorsam bu bana sadece üzüntü verir. çünkü o zaman hayat bana hiçbir şey öğretmemiş demektir. hayatım boyunca kişilerle ilgili bir problem olduğunda hep karşımdakinin davranışlarının yanlışlığını düşünür bunları nasıl değiştirebilirim diye planlar yapardım. yani hep karşımdakinin değişmesini istedim. oysa ki yanlış buradaymış. benim davranışlarımı gözden geçirmem gerekli. yeni kararlar almalıyım ya da bu durumdan hiç şikayetçi olmamalıyım. değişmesi gerekenin ben olduğumu kavradığım anda bir anda kendimi tünelin dışında buldum.
artık tüneller beni korkutmuyor. çünkü her tünelden kendimi yeniden yaratarak çıkıyorum. bir tünele girdiğim zaman içinde bulunduğum sıkıntının bana neler getireceğini düşünmeye başlıyorum. ben bunun sonunda neyi öğreneceğim acaba. öğrendiğim bir davranışı farkına varınca yeni kararlar arkasından geliyor ve bir anda kendimi tünelin dışında buluyorum.
tabii ki her tünelin çıktığı yer ya da manzara farklı oluyor. İşte o noktada kararlı olmak gerekli. insanı mutsuz eden sadece sıkıntılar ve kötü günler değildir. bazen aşırı güzellikler de insanı huzursuz eder. Cenap Şahabettin der ki;
YÜKSEK DÜŞÜNCELER
YÜKSEK DAĞLARA BENZER
ALIŞIK OLMAYANLARI ÜRKÜTÜR.
bir kişinin bana öğrettiklerini yaşamıma yaydığım zaman işte bu kırılma noktası oluyor. sanki yeni bir yaşama yelken açmak gibi.
ee o zaman hayat ...o sonsuz yalnızlık..
geliyorum hazırla tüm intiharlarını :)
.:Posted at Thursday, June 04, 2009 by intifada'da bir pinokyo:.
Permalink
...
::
...
::
bir yerlerim kopuyor,''sen'' nehrine akıyor.
ihtimal ve muhtemel
ölüyorum gencecik.
kurulmuş bir saatim ben
ve acıyı çalıyorum sürekli.
.:Posted at Tuesday, May 05, 2009 by intifada'da bir pinokyo:.
Permalink
...
::
..
::
Bir bira siparis edip aslinda sarap istedigini fark etmeye benziyor.en sonunda ikisinden de vazgeciyorsun..canin ölümden fazla bisiler istiyor..korkmanin ötesinde titriyorsun..
- Ne yaziyorsun?
- Bir sürü sacmalik..
- Daha iyi bir yer bulamazdin..
- Peki sen neden buradasin?
- Beni bosver..
- Neden??
- Seni ilgilendirmemde ondan.
- Haklisin..
.:Posted at Wednesday, April 29, 2009 by intifada'da bir pinokyo:.
Permalink
::
...
::
kafami kaldirip kimseye bakmaya cesaretim yok..oysa cesaretim yüzünden gelmemismiydim ben buralara...
amacim hic bir bardak bira almak olmadiki..
Düsüncesizce attim kendimi yollara..
eskinden Fransizca"dan benim icin ceviriler yapan bir kiz karsi masada oturuyor.herkes oturuyor ve birseylerden bahsediyorlar..
bu kadar büyük marifet mi baskalariyla tanismak??
- Nasilsin?
-Cok yalnizim yanimda kimse yok..
-ya sen?
-Yanimdalar , Yalnizim...
.:Posted at Wednesday, April 29, 2009 by intifada'da bir pinokyo:.
Permalink
::
..
::
Çünkü Aşk, ne çöl gibi devinimsiz durmaktan, ne rüzgar gibi dünyayı dolaşmaktan, ne de senin gibi her şeyi uzaktan görmekten ibarettir. Aşk, Evrenin Ruhu’nu değiştiren ve geliştiren güçtür. İlk kez onun içine girdiğim zaman, onun kusursuz olduğunu sandım. Ama daha sonra onun da savaşları ve tutkuları olduğunu gördüm. Evrenin Ruhu’nu bizler besliyoruz ve üzerinde yaşadığımız dünya, bizim daha iyi ya da daha kötü olmamıza göre, daha iyi ya da daha kötü olacaktır. Aşk’ın gücü işte burada işe karışır, çünkü sevdiğimiz zaman, olduğumuzdan daha iyi olmak isteriz her zaman.
simyacı
.:Posted at Wednesday, April 29, 2009 by intifada'da bir pinokyo:.
Permalink
...
::
...
::
ötekilerden biri
Genel kanı insanların hayatta etkin davranışlar geliştirmesinin toplumsal gelişimi arttıracağını buyurur.Her şey insanların bireysel olarak yaptıkları işte(ki modern insan için nefes alıp vermek bile “iş”tir) etkin stratejiler geliştirmesiyle alakalı olarak ele alınır.O, çok saygıdeğer devrim yanlısı “aydınlar” bile etkin strateji kavramını dillerine pelesenk ederek kendi kutsal tahtlarını sağlamlaştırırlar.Etkinlik genel anlamıyla, herhangi bir şeyi mümkün olan en kısa, en ucuz, basit (en az götürüyle) yapabilme olayıdır. Bu tanımlamaya göre etkinlik ve hayat birbiriyle çatışmalı iki olgu olarak karşımıza çıkar.Çünkü hayatın kendisi etkin olmayı dışlar.Hayat süprizlerle ve tesadüflerle doludur.Oysa etkinlik bu iki gerçeğin ihmal edilebilir kılınana kadar azaltılmasını öngörür.Etkin davranışta süprizlere yer yoktur.Hayat öyle bir şekilde yaşanmalıdır ki; insan için oyunsal, keyifli ve öngörülemeyecek süprizlerle dolu yanları ihmal edilmelidir.Daha doğrusu insanın varlığını oluşturabilme şansı elinden alınmalıdır.Verimlilik adı altında her yerimize sokulan ekonomist söylem, keyfi olanın dışında bir dil tasarlayıp benliğimizi ekonomik olan her ne varsa onun esiri hale getirir.
Hepsi “normal” olmanın erdemiyle ödüllü etkin davranışlar insanı makine olarak tasarlamanın bir yoludur.Etkinlik kavramı o kadar tehlikelidir ki insanların etik değerleri oluşturduğu canlı bir toplumdan, değerlerin insanları yarattığı durağan bir topluma geçişin anahtarı konumundadır.Değerlerin insanları yarattığı toplumlar tamam olunca ne ideolojilerin bir anlamı olacak ne de bireyin kendi üzerinde herhangi bir tasarrufu kalacak.Post-modern felaket tellallarının “dünya sanal”, “gerçek yok”, “doğru yok” , “kurtuluş yok” naraları hala pek bir değer ifade etmese de, çok yakın zamanda etkinlikle beslenmiş bebeklerin büyümesiyle, felaket; bir senaryo olmaktan çıkıp hikmeti kendinden menkul bir gerçeklik olarak insanlığın dünyasını işgal edecektir.
.:Posted at Tuesday, January 13, 2009 by intifada'da bir pinokyo:.
Permalink
...
::
...
::
...
::...
::

Zina yapan bir kadını, hışımla İsa'nın karşısına getiren kalabalık, kadını taşlayarak öldürmek ister. İsa'yla alay etmek içinse; İsa'nın, nasıl bir ceza uygun gördüğünü sorarlar. İsa onlara aldırış etmeden, eğilmiş parmağıyla toprağa yazı yazıyordur o an. Durmadan aynı soruyu sormaları üzerine doğrulur ve cevap verir:
"içinizde hiç günahı olmayan , ona ilk taşı atsın!"
bazen beyninizin dehlizlerinde saklı kalmış anları hatırlamak için bir şarkı duymak yeterlidir .bir an , kısa bir an için geçmişe bir yolculuk yaparsınız.içinizde bir şeyler kırılır , sonra şimdiki zaman döner ve hayata kaldığınız yerden devam edersiniz.
şarkılar tehlikelidir.ama bazı şarkılar biraz daha tehlikelidir.insana günahlarını hatırlatır onlar.cehenneme götürmeyecek cinsten günahları.
ve ben bir günahkar olarak bir cezayı hakettiysem içinizde hiç günahı olmayan ilk taşı atabilir.